Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Ekonomi Nedir?

 

Dünya Ekonomisi Tarihi Gelişimi (pdf)

Dünya Ekonomisi (Ekim 2003) (doc)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜNYA EKONOMISI

Ebru Arisoy- Dis Ticaret Uzmani
Dr. Güzin Bayar- Dis Ticaret Uzmani

IMF'nin Dünya Ekonomik Görünümü raporunda gayri safi dünya hasilasinin 2003 yilini genelinde 3,2%, 2004 yilinda ise %4,1 oraninda artmasinin beklendigi belirtilmistir. Ortalama olarak 2003 yilinda ve 2004 yilinda gelismekte olan ülkelerin gelismis ülkelerden daha hizli büyüyecegi, 2003 yilinda gelismis ülkelerin %1,8, gelismekte olan ülkelerin %5, 2004 yilinda ise gelismis ülkelerin %2,9, gelismekte olan ülkelerin %5,6 oraninda büyüyecegi tahmin edilmektedir. Dünya ticaretinin artis oraninin 2003 yilinda 2,9% gibi düsük oranli bir artistan sonra 2004 yilinda %5,5 seviyesine çikacagi tahmin edilmektedir.

ABD'nin, yüksek bütçe ve cari islemler açik

2000-2003 yillari dünyada gevsek para politikalarinin izlendigi ve faiz oranlarinin düstügü bir dönem olmustur. Kisa vadeli faiz oranlari son yarim yüzyilin en düsük seviyelerinde bulunuyor. G-7 ülkelerinin ortalama faiz oranlari 1970'lerden bu yana ilk kez negatif olmustur. Ancak finans piyasalarinda 2004 yilinda faiz oranlarinin artacagi varsayimi hakimdir. Futures piyasalarindaki oranlar, ABD faiz oranlarinin bugünkü %1 seviyesinden gelecek Haziran'da 1,5%'e ve Aralik 2004'te 2,3%'e yükselmesinin beklendigini göstermektedir. Euro alani faiz oranlarinin ise %2'den gelecek yilin sonunda %2,8'e çikmasi beklenmektedir. Yalnizca Japonya'da faiz oranlarinin su andaki sifir oraninda kalmaya devam etmesi beklenmektedir. Dünya büyümesinin artmasiyla merkez bankalari enflasyonu kontrol etmek için faizleri artirmak zorunda kalabileceklerdir. Nitekim Avusturya ve Ingiltere Merkez Bankalari faiz oranlarinin çeyrek puan artirmislardir.

1995'ten beri dünya üretimindeki toplam büyümenin %60'i ABD'deki büyümeden kaynaklanmistir. Bu, ABD'nin dünya GSYIH'sindaki payinin iki katidir. Bu durum büyük ölçüde Amerikan halkinin harcamalarindaki büyük artistan kaynaklanmistir. 1995'ten beri ABD'de iç talep ortalama %3,7 oraninda artmistir. Dünya büyümesinin bu kadar ABD talebine bagimli olusu önemli riskleri beraberinde getirmektedir. ABD'nin tasarruf orani en düsük seviyesinde bulunmaktadir; 1980'lerde dünyanin en büyük borç veren ülkesi olan ABD artik dünyanin en büyük borçlu ülkesi haline gelmistir. ABD halki, ya yüksek borçlarin etkisiyle eninde sonunda daha fazla tasarruf etmeye baslayacak ya da yabancilar Amerika harcamalarini finanse etmekte gittikçe daha isteksiz olacaktir. Sadece ABD'nin büyümenin motoru oldugu bir dünya ekonomisi böyle devam edemeyecektir.

Dolar 2002 yilinda yaptigi zirveden sonra ticaret ortaklarinin paralari karsisinda toplam %8 oraninda deger kaybetmistir. Ancak bu, ABD'nin büyük cari açiklarini kapatmasi için yeterli degildir.

Diger taraftan, dolarin deger kaybi, diger para birimlerine karsi esit oranda gerçeklesmemektedir. Asya merkez bankalarinin paralarinin degerlenmemesi için azimli çabalari ayarlamanin daha çok euro ile yapilmasina yol açmistir. 2002 yilinin baslarindan bu yana dolar euro karsisinda %20 oraninda düserken, genel düsüs orani %8 olmustur. Dolarin euro'yu hedef alarak düsmesi Avrupa ekonomilerinin ihracati için dezavantaj olusturarak zaten bir çogu ekonomik durgunluk içinde olan bu ülkelere zarar verebilecektir.

Amerika'nin artan bütçe açiklarinin ve cari açiklarinin finansmaninda Asya Merkez Bankalarinin önemi büyüktür. Özellikle Japonya ve Çin Amerika Devlet Tahvillerinin gittikçe daha büyük bir oranini satin almaktadir. Bundaki amaçlari, milli paralarini dolar karsisinda zayif (devalüe) tutarak Asya'nin Amerika'ya ihracatini desteklemektir. ABD'nin artan ticaret açigi, ülkedeki korunmaci baskilari artirmaktadir. Bu sebeple ABD, Asya ülkelerine kurlari piyasalarin mekanizmasina birakmalari konusunda uyarmakta, aksi takdirde ticari kisitlamalar gidebilecegi tehdidinde bulunmaktadir.

Amerika'nin kendi parasi cinsinden borçlanabilmesi, dolarin dünyanin pek çok ülkesinde rezerv parasi olarak kullaniliyor olmasi, dünyanin en büyük ve en likit hisse senedi ve bono piyasalarina sahip olmasi ona diger ülkelere göre daha fazla borç alabilme imkani saglamakta, yüksek cari açiklar karsisinda bile bir ödemeler dengesi krizi ile karsilasma ihtimalini azaltmaktadir.

Çesitli çalismalar, cari islemler açigi GSYIH'nin %4-5'ine ulastigi zaman ekonominin sorun yasadigini göstermektedir. Freund'un zengin ülkeleri kapsayan 1980-1997 arasi yillardaki 25 cari açik ayarlamasini inceleyen çalismasina göre cari açik asagi yukari dört yil yükseldikten ve GSYIH'nin %5'ine ulastiktan sonra azalmaya baslamaktadir. IMF tarafindan yapilan bir baska çalismada gelismis ülkelerin ardarda üç yildan fazla GSYIH'nin %4'ünü asan açigin görüldügü sadece 12 olay tespit etmistir; bunlarin hepsi de göreli olarak küçük ve disa açik ekonomilerdir.

Bir çok ekonomiste göre, dünya talep yapisinda bir kayma olmazsa, ABD cari açiginin sorununda önemli bir iyilesme saglanabilmesi için dolarin %40 veya daha fazla devalüe olmasi gerekmektedir. Dolarda bu kadar büyük düsüs dünya ekonomisi için büyük risk olusturabilir; finansal piyasalarda ciddi sorunlari getirebilir ve dünyanin resesyona girmesine yol açabilir.

Dolardaki ayarlamanin yükünün daha adil dagitilmasi, Asya paralarinin degerlenmesi ile olabilir. Ancak bu da sorunlari beraberinde getirir. Zaten deflasyonda olan Japonya ekonomisi, yenin degerlenmesi halinde ithal fiyatlarindaki düsüsle daha fazla deflasyon krizi yasayabilir. Çin ekonomisi ise, hizli büyümesine ragmen kirilgandir, bankacilik sistemi saglam bir yapida degildir. Ülkede kurun (ve sermaye giris-çikislari üzerindeki kisitlamalarin) serbest birakilmasi halinde issizligin artabilecegine, deflasyon baskilari olabilecegine, bankacilik sisteminde sorunlara yol açilabilecegine iliskin endiseler bulunmaktadir. Dolayisiyla ABD'nin talepleri Çin'de de, Japonya'da da sicak karsilanmamistir. Dünya ekonomisinde dolarin çökmesi ile ciddi bir küresel durgunluga girilmesi riskinin ihtimal disi olmadigi göz önünde bulundurulmalidir.

Euro Bölgesi ve Japonya, ekonomik büyüklükleri sebebiyle dünya ekonomisinin motoru olmaya aday olabilecek konumda olsa da, ekonomilerindeki sorunlar buna engel olmaktadir. Iki bölge de yaslanmakta olan nüfuslarinin getirdigi sorunlarla (sosyal sigortalar sisteminin zorlanmasi ve tüketimin azalmasi gibi) ve büyümeyi azaltan yapisal sorunlarla basa çikmaya çalismaktadir. Iki bölgede de son yillarda basarisiz makroekonomi politikalari uygulanmistir.

Dünyanin ikinci büyük ekonomisi Japonya devletin 1980'lerin sonunda patlayan varliklar balonunun sonuçlarinin yansimalari sebebiyle son on yilda deflasyon ve durgunluk sorunundan kurtulamamistir. Avrupa'da siki makroekonomi politikalarina asiri baglilik ekonomideki kötülesmeyi artirmistir. Ancak, iki bölgede de bir seyler degismekte, reform geregi anlasilmaya baslamaktadir.

mekanizmasi